Güneydogu'da yasayan vatandaslarimizin belki ancak yüzde biri eski kavimlerin kalintisi olabilir. Fakat ekseriyet Türk milletinin ta kendisidir. Bölge itibariyle, cografya ve iklim özellikleri yüzünden, fiziki bakimdan ve bedenen, kismen degisiklik arzedebilir.Komsu milletlerin tesir ve etkisiyle lisanlari mahallilesmis olsa bile Türk milletinin kardes boylarindan biridir.

Nitekim "ünlü sosyologlarimizdan Ziya Gökalp, Diyarbakir'da yayinladigi 'Küçük Mecmua'da sunlari yaziyor: 'Her yerde Kürt'ü aradim, arastirdim; karsima hep Türk çikti.Gördüm ki, Türk ve Kürt, ayni soyun iki farkli adi.' Tipki Ziya Gökalp gibi, yerli veya yabanci, diger bilginlerle düsünürler de, objektif arastirmalarinda ayni sonuca variyor, Oguz köküne dayanan Kürtler'in Orta Asya'daki Türk boylarindan biri oldugunu söyleyip yaziyorlar." 1

Böyle olmasa dahi Kürtler, insan olarak kardeslerimizdir. Kaldi ki Islami açidan, müslüman olmalari hasebiyle, zaten din kardeslerimizdir. Çünkü "Inneme'l-Mü'minine ihvetün." Yani muhakkak ki inananlar kardestir. Bir an için farkli olsunlar diyelim. Yine de bu milletin, herkes ille de Türktür diye bir saplantisi yok. Tarih boyunca da olmamis. Kiyamete kadar da olmiyacak. Bir kimse kendisini ne sanirsa odur. Olsun hiç mes'ele degil.

Fakat dikkatimizi çeken ve bizi rahatsiz eden husus, Türkiye'de yasayan insanlarin su veya bu alt kimliklere aidiyetlerinden kaynaklanmiyor. Bazilarinin Dogu veya Güneydogu'da yasiyan çesitli guruplara mensup vatandaslarimizin mutlaka Kürt olduklari yolunda yaptiklari sinsi telkinatdir. Gayri ilmi, gizli açik faaliyette bulunmalari..Türk milletinin arasina, sun'i olarak ayrilik tohumlari ekmeleridir.

Bati'nin da tesvik ve destegiyle sun'i ve yapay bir millet ortaya çikarmak istemeleridir. Maalesef kimi vatandaslarimiz da suursuzlukla böyle sun'i bir olusuma sebep olmakta ve buna bilinçsizce  zemin hazirlamaktadir. Nitekim ismi bende mahfuz/sakli bir arkadasimin ailesiyle ilgili göç hikayesi bu düsüncemi kanitlar mahiyettedir.

"Bilebildigimiz kadariyla bes alti göbek önceki dedemiz, yaklasik l30 yil önce Van'dan Orta Karadeniz Bölgesi'ndeki …….iline göç etmis. Bagli bulundugumuz ilçeye 30 km. Uzaklikta ve kendisinden çok kisa bir süre önce yine Van'dan göç eden baska bir ailenin bulundugu bir dag köyüne gelerek yerlesmistir.Daha evvel gelen Cambul Mehmet isimli sahistan arazinin yarisini satin aldigi söylenmektedir.Ancak tam olarak hangi tarihte ve ne sebepten buraya yerlestikleri bilinmemektedir. Büyüklerden birkaçinin harplerde sehit olmasi, fakirlik ve savaslarin sürmesi gibi durumlar bunda etkili olabilir.

Bu sekilde yerlesimden sonra, köyde iki büyük sülale olusmus. Cambullar ve Kürt Osmanlar. Cambullar daha sonra Abdullalar diye bir kola daha ayrilmislar.              Evlilik yoluyla da, akrabalik zamanla artmis. Fakat bir rivayete göre Cambul dede ile bizim dede yakin akraba imisler. Bu konular hiç arastirilmamis. Ben de sadece Nüfus Müdürlügü'nden bu hususlari tetkik ettim.Lakin henüz Tapu kayitlarina bakma firsatini bulamadim.

 Ailelerin Van'dan geldigi bilinmesine ragmen, bendeki kanaat bundan daha önce Orta Asya'dan gelmis olmalaridir. Çünkü "Cambul" kelimesi bir lakaptir.Bu kelimenin ne manaya geldigini büyükler bilmiyorlar. Ben de bakmis oldugum kitap ve sözlüklerde önceleri, herhangi bir bilgiye rastlayamadim. Ancak daha sonra, bunun Kazakistan Cumhuriyeti'ndeki bir sehrin adi oldugunu, sehrin arkasindaki dagin da ayni ismi tasidigini ve 1800'lü yillarda burada sair Cambul Ahmet'in yasadigini ögrendim.

Ailelerin Van'dan geldigi bilinmesine ragmen, bendeki kanaat; bundan daha önce Orta Asya'dan gelmis olmalaridir. Sadece bizim köyde kullanildigini tahmin ettigim bazi kelimelerden dolayi da, bu kanaatim artti. Mesela mocuk = mojuk; Ruslarin Türk bölgelerine yerlestirdikleri Rus köylülerinin adidir. Bizde de yaramazlik yapan, haylaz, üstüne basina bakmadigindan dolayi korkunç bir tip olusturanlara ayni sifati kullanirlar.

Bizim ailenin, neden "Kürt Osmanlar" diye anilmasi meselesine gelince; bu konuda da fazla merak olmayip, arastirilmamis. Fakat ben fakülte 2. sinifta iken, okuldan aldigim bir yazi ile, ilçe nüfus idaresine gittim ve geçmisimizi arastirmak istedim. Bir bayan sefin yardimiyle hem latince hem de Osmanlica defterlere baktim ve oradan bazi bilgiler elde ettim.

 Sef ilk önce latince yazili defteri getirmisti. Burada ilk kayit edilen dedenin adi söyle yazili idi: "Kurt Osmanoglu Ömer." Ben bu ifadeyi görünce sasirdim.Acaba gizleme seklinde bir durum mu var diye. Osmanlica yazili eski defteri istedim. Ve özellikle bu ifadeye baktim. Gördüm ki latinceye dogru aktarilmisti. "Kurt" kelimesi Kaf ile yaziliydi. Kef degil. Sayet "Kürt" olsaydi Kef harfi ile yazilmis olacakti.

Daha sonra ben bu durumu akrabalardan bazilarina söylemistim.Onlar da sülalenin en yaslisi ve dedemin büyük abisi olan Ömer dedeye bunu anlatmislar. O zaman takriben 78 - 80 yaslarinda olan dede bir an düsünmüs ve: "Çocuk dogruyu bulmus, gerçekten de bizim sülalemize 'Kurt Osmanlar' ya da 'Kurtlar' derlerdi.Sonradan neden 'Kürt Osmanlar' olarak degisti,bilemiyorum!" demis. Bir müddet önce de ben bu dede ile görüstügümde bu konu açilmisti.Bizzat kendisine sordum: "Neden bize 'Kürt Osmanlar' diyorlar, biz Kürt müyüz? Sen Kürtçe bir kelime bile bilmiyorsun. Senin baban, amcalarin ya da deden Kürtçe biliyorlar mi idi?" "Yok oglum, hiç kimse bir kelime bile "Kürtçe bilmezdi." demisti.

Gerçekten de hiç kimsenin bir kelime bile Kürtçe bilmemesine ragmen neden sülale böyle aniliyordu. Eger Kürtçe bilseydiler, ilçeye 30 km. uzaklikta olan ve 3 - 5 ayda bir sehre inilen bir dag köyünde bilinen dil, unutulmazdi. Ömer dedenin: "Dedem dahi bilmezdi." dedigine göre,geriye göç tarihine bir sey kalmiyor.

Iste bu durum Kurt ile Kürt kelimelerinin birbiriyle irtibatli olma ihtimalini akla getiriyor. Ayrica bölgeden gelen herkese, yöreden dolayi Kürt gözüyle bakildigina da isaret ediyor."

Iste bu hikaye, gerçegin hiç de halkin sandigi gibi olmadigini açikça ortaya koymaktadir.

Ikinci bir misal: Bir yaz günü, Orta  Karadeniz'in yüksek çam ormanlarinin ortasina kurulmus olan yaylaya çikmis.. Es dostla birlikte güzel bir kir gezintisindeydik.Yiyip içtik, hos sohbetler yaptik. Bir ara yanimda oturan gencin, emsalleriyle gülüsüp konusan 3-4 yaslarindaki kiz çocuguna "Kürt Kürt!" diye hitap ettigini isittim.Saskinlikla sordum: "Bu kiz çocugu Kürt mü?" "Hayir." dedi. "Niçin öyle sesleniyorsun?" "Henüz dogru dürüst konusamadigi için!" Hayretim bir kat daha artarken, bir o kadar da üzülmüstüm. "Kardesim dedim, sen bu masumane hitabinla; hem Kürt kardeslerimizi rencide ediyor,incitiyorsun, çünkü onlari zimnen/dolayli bir sekilde dogru konusamamakla, kelimeleri telaffuzda zorlanmakla itham ediyorsun. Hem de çocugun zihnine, sahip olmadigi bir sifati yakistiriyorsun. Yanlis bir telkinata maruz birakiyorsun. Ileride kendisini farkli bir kimlikle niteleyecek bir zemin hazirliyorsun. Kimbilir belki de istikbalde ihanete varacak yollara sürüklenmesine sebep oluyorsun. Kisaca düsüncesizce bir davranis içinde bulunuyorsun. Her halde farkinda degilsin."

Yakin akrabam olan genç delikanlinin yüzü kizarmisti. Biraz saskin, biraz mahçup bir eda ile: "Agabey dedi, ben hiç isin bu boyutlara varabilecegini düsünmemis ve akletmemistim. Haklisin galiba…" diyerek özürler diledi.

Son bir örnek: Asrin alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin dogdugu nahiye olan Isparit halkinin Isparta'dan, bilvesile buraya göç edenlerden meydana geldigini söylemesi; binaenaleyh Isparta ile Isparit arasinda bir fark görmemesi. Bu yüzden Isparta'yi Isparit gibi asil vatani saymasi, dogu ile bati Anadolu insaninin ayni oldugunu göstermektedir. Simdi bu gerçegi O'nun agzindan dinleyelim:

"Isparta'yi ve havalisini tasiyle,topragiyle seviyorum. Hatta diyorum ve resmen de diyecegim: Isparta  hükümeti bana ceza verse, baska bir vilayet beni beraet ettirse, yine burayi tercih ederim….Gerçi tarihçe ispat edemiyorum, fakat kanaatim var ki, (Bitlis vilayetinin Hizan kazasina bagli) Isparit nahiyesinde dünyaya gelen Said'in asli buradan (yani Isparta'dan) gitmis." 2

Eserlerinin baska bir yerinde, yine ayni konuya temas eder: "Belki muhtemeldir ki, o küçük Isparta'nin asli, bu büyük Isparta'dan gitmis. Benim vatan-i aslim, bu Isparta olmak caizdir." 3

Gelelim sadede:" Bugün, dünyada kurulmus bir denge vardir. Bu denge, Osmanli Devleti'nin yikilmasi için kurulmus olan müttefik güçlerin dengesidir."4 Iste bu müttefik güçler, bu sefer "Türkiye Cumhuriyeti'ni yikamassak da; nasil zaafa ugratir, nasil kolunu kanadini kirar, Avrupa'ya muhtaçligini -uzun zaman- daha nasil sagliyabiliriz" in ince hesabi içindedirler.

Ve bunun için her yolu çekinmeden denemektedirler. Iste bütün mes'ele bu. Fakat her zaman oldugu gibi hevesleri yine kursaklarinda kalacak. Zira:

"Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?

Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam."

_______________________________

1.      Vecihi Ünal, Türkiye, 26 Kasim 1992

2.      Bediüzzaman Said Nursi, Sualar, Envar Nesriyat, Istanbul-1995, s.295

3.      Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikasi, Envar Nesriyat, Istanbul-1995, s.206

4.      Ömer Faruk Yilmaz ile Ekrem Kaftan'in yaptigi konusmadan: Türkiye, 12 Temmuz 1998, s.14

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi