|
Doğu Ekspresi, ince,
uzun bir düdük çaldı. Şöyle bir zorlandı, sonra oflaya puflaya
hareket etti. Bacasından kesik kesik, kara dumanlar püskürtüyordu.
Homurtusunu artırarak hızlandı.
İnen inmiş, pek bilen
olmamıştı. Kuşetli vagonun pencere kenarında
oturan kır saçlı, hafif düzgün bıyıklı ve
temiz çehreli biri, kompartımanda yalnız
kalmıştı. Bir kitabı okumakla meşguldü.
Bir müddet sonra, parmağı
kitabın sayfa başını kaldırdı. Arkaya
yaslandı. Söğüt ve kavak ağaçlarının
arasından ok gibi geçen trenin penceresinden dışarıyı
seyre daldı. Bir yandan da buraya kadarki
yolculuğunu düşünüyordu. Ne güzel sohbet etmişti
inen yolcularla. Bundan sonra, kimbilir daha kimlerle
karşılaşacaktı.
O böyle düşünürken kompartımanın
kapısı aralandı:
-
Selamün aleyküm, diyerek düzgün giyimli bir genç
içeri girdi. Kır saçlı adam:
-
Ve aleyküm selam evlat, dedi. Merhaba.
-
Merhaba.
Genç, geldi ve tam karşısına
oturdu. Bir süre hiç birşey söylemeden
birbirlerine baktılar. Kır saçlı adam:
-
Hayırlı yolculuklar oğlum, dedi.
-
Hayırlı yolculuklar amca, sağol.
Sustular. Genç başını
dışarıya çevirdi. Kır saçlı adam, yine kütabıyla
başbaşa kaldı. Trenin bir diziye çıkarttığı
çuhçuhlara kulak verdiler. Bir müddet de böyle
geçti.
-
Talebesin galiba.
-
Evet, edebiyat fakültesinde okuyorum.
-
Çok iyi.
-
Siz ne iş yapıyorsunuz efendim?
-
Ben de Emekli Hakimim.
Bir müddet havadan sudan konuştular.
Bir ara ihtiyar yolcu, elindeki kitabı gence
uzatarak,
-
Oğlum, dedi, şu kştabı benim için yüksek sesle
okur musun? Malum ya, yaşlılık, gözlerim çabuk
yoruluyor. Genç kitabı aldı:
-
Tabi, menuniyetle. Yalnız sorabilir miyim ne kitabı
bu?
-
Dini meselelerden bahseden bir sohbet kitabı.
Genç, kelimeleri tane tane ve
hakkını vererek okumaya başladı. Emekli Hakim can
kulağıyla dinliyordu.
“Muhabbete en layık şey
muhabbettir ve husumete en layık sıfat husumettir.
Yani, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve
saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı en
ziyade sevilmeye ve muhabbete layıkdır. Ve hayat-ı
içtimaiye-i beşeriyeyi zir ü zeber eden düşmanlık
ve adavet her şeyden ziyade nefrete ve adavete ve
ondan çekinmeye müstehak ve çirkin ve muzır bir
sıfattır.”
Genç okumasına ara vererek:
-
Oldukça ağır bir parça değil mi?
-
Evet öyle sayılır.
-
Biraz açıklasanız..
Emekli Hakim tatlı tatlı gülümsedi:
-
Hakikaten öyle değil mi efendi oğlum?
Sevgiye
en layık şey sevgi; düşmanlığa en layık şey
sıfat düşmanlıktır. Yani sosyal hayatın temeli
olan sevmek sıfatı en çok sevilmeye layık olduğu
gibi, sosyal hayatı altüst eden düşmanlık ise,
en çok çekinilecek bir sıfattır.
Genç, durdu, kitaptan başını
kaldırdı. Takdirini ifade etmekten kendini
alamadı:
- Allah Allah, ne enteresan fikirler...öyle ya toplum
ancak böyle ayakta durur..
-
Haklısın oğlum.
Genç bu güzel kitabı halka
okutmak lazım, dedi ve biraz daha okudu. Bir yandan
da düşünüyordu. “Hiç böyle bir kitap görmemiştim.
Bu nasıl iş? Kendini okuttukça okutturuyor.
İnsanın hep okuyası geliyor.”
Birden okumayı kesti.Çok merak
etmişti. Yazarı kimdi nu kitabın? Emekli Hakimin
sabit bakışları altında kitabın kabını çıkardı
ve aceleyle yazarına baktı. Fakat bakmasıyla
birlikte, kitabı Emekli Hakimin eline tutuşturması
bir oldu. Kızgın bir şekilde:
- Sen beni tesir altında bırakmak istiyorsun. Ben,
kimsenin tesiri altına girmem. Al kitabını, kendin
oku. Ben den paso, dedi ve hırsla yerınden kalktı.
Kompartımandan çıkmak
üzereydi ki Emekli Hakim:
-
Oğlum dedi, okumak istemiyorsan okuma ama lütfen
şu sözlerime kulak ver:
-
İnsanların etkilenmeleri yaratılışları
gereğidir. Hangimiz bülbülün sesinden, gülğn güzelliğinden
etkilenmeyiz ki? Kötü olan, neyin tesirinde kalındığının
bilinmemesidir.
Sonra ilave etti:
-
Hem sen zaten tesir altında kalmışsın!
Genç şaşırdı.
-
Ben mi...? Asla!
Emekli Hakim ağır ağır
konuştu:
-Sen, tesir altında kalma
korkusunun tesiri altındasın!
Tren çufçuf diyerek, sağından
solundan dumanlar saçarak yoluna devam ediyordu.
MUHSİN
BOZKURT
Emekli
Öğretim Görevlisi
|