|
"Köktendinci”, “Fundamentalist” ve “Radikal İslam” deyimleri
deyince, yazık ki yanlış olarak dini tam olarak anlayan, dini tam
olarak uygulayan ve uygulamak isteyen müslümanlar anlaşılıyor.
Aslında
“Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal
İslam” diye nitelenenler; İslamı gerçek manada
tatbik edenler, uygulayanlar değildir. Tersine
bunlar İslamı gerçek manada uygulamıyanlar
demektir. Veya “Radikal İslam” v.b. gibiler
için İslamı yanlış yorumlayıp, yanlış
uygulayanlar demek daha doğru olur.
Kaldı ki
Müslümanların yaptığı teröre İslam
nitelemesini hiç kullanmamak lazım. Çünkü
İslamı gerçek manada anlamayan, doğru şekilde
tatbik etmeyen kişi veya gruplara; kişisel vasfı
ve dini İslam diye, yaptığı İslam dışı
hareketlerini İslama maletmek, o eylemi İslamla
nitelemek, İslama bir bühtandır. Bir iftiradır.
Yakışık almayan bir kondurmadır.
Bu
anlayış ve bakış tarzı, sanki İslam dininin
terörist düşüncelere müsait olduğunu
yansıtıyor.
Bu
anlayış, ayrıca İslamla ilgisi olmayan, “gaye
için herşey meşrudur” düşüncesini meşru ve
kabul edilebilir kılıyor.
Bu
anlayış şekli insanı dışlıyor hesaba
katmıyor.
Demek ki,
“Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal
İslam”ı; İslamın gerektirdiklerini yapan ve bu
uğurda baş koyanlar olarak değerlendiremek;
İslama en büyük bühtandır. İslama en büyük
iftiradır. En hafif ifadeyle İslamı anlamamak,
İslamı bilmemektir.
Bundan
dolayıdır ki, bunların hiçbiri İslamla
bağdaşmaz. İslamla uyuşmaz. İnsanın her iki
dünyada huzur ve rahatını hedefleyen İslamla bir
kefeye konulmaz. İnsanı odaklayan-her hal ü karda-
insanı düşünen İslamla aynileştirilemez.

Öyleyse
bu deyimleri İslamla eş anlamda kullanmamalıdır.
Bu deyimler içine girenler; İslamı anlamamış,
İslamı gerçek manada bilememiş, İslamın mana
içeriğine ulaşamamış kimselerdir.
Bunlar
belki dinde samimidirler. Fakat muhakeme-i akliyesi
noksan kişilerdir. Bu gibilerin İslama verdiği
zararı akıllı düşmanlar bile veremez. Hani
derler ya, akılsız dostun olacağına, akıllı
düşmanın olsun. Çünkü akılsız dostun, nerde
ne zaman ne şeklde zarar vereceği kestirilemez.
Böyle olunca da gerekli tedbirler alınamaz. Ama
akıllı düşmanın, nerede ne zaman ne yapacağı
öngörülebilir. Gereken savunmaya geçilebilir.
İslam, ancak
savaş için “Savaş bir hiledir” der. Hileyi
ancak savaşta uygulanırsa doğru bulur. Barışta
ise en büyük hileyi kullanır. İslamın barış
içinde iken en büyük hilesi ise
“Hilesizlik”dir. Bu bağlamda İslamın tavrı
apaçıktır. Yani İslam, Müslümanın olduğu gibi
görünmesini, göründüğü gibi de olmasını
ister. Böyle bir İslamı terörün karanlık
yüzüyle eşleştirmek mümkün mü?
Sonuç
olarak savaş hali, yani dış saldırıya uğramak
karşısında yapılması gereken meşru vatan
savunması dışında, İslam’ın tuttuğu yol;
hilesizlik, dürüstlük yoludur.
Böyle
bir İslam’ın “Köktendinci”,
“Fundamentalist ve “Radikal İslamcılık” ile
nitelendirilenlerle ne ilgisi olabilir?
İslam’ın
içeriği ve amacı “İslam” kelimesinin
taşıdığı anlamlarda apaçık ortadadır. O da
insan ve dünya için sulh, selamet ve barıştan
başka bir şey değildir. İslam dini semavi
dinlerin sonuncusudur. İslam dini, son din olması
dolayısiyle dinlerin de en mükemmelidir. İslam
dini iyi anlaşıldığı ve güzel uygulandığı
takdirde, insanın önüne en geniş, en güvenilir
bir yol açar. Böyle bir yol ise insanı ve
insanlığı hem bu dünyada hem de öteki dünya
mutluluklarına götürür. Yücelerin yücesine
çıkarır. Fakat bu son, bu mükemmel din; iyi
öğrenilmediği, iyi bilinmediği, güzel
anlaşılmadığı ve kayıkıyle uygulanmadığı
takdirde, insanı ve insanlığı aşağıların
aşağısına düşürür.Nimetin büyüklüğü
kaybının da dehşetli oluşuna delildir. Hani
derler ya: Yarım doktor candan yarım din adamı
dinden eder.
Öyleyse
çare nedir dersek? Çare, doğruyu; doğru şekilde
öğrenmektir.Çare doğru ve gerçek İslamiyeti
öğrenme yolunda, Hz. Ali’nin öğütlediği şu
hususları dikkate almakla mümkündür:
Hakikati;
hakikati söyleyenlere bakarak öğrenmemelidir.
Hakikati bizzat kaynağından öğrenmeli. Böylece
söyleyenlerin de ne olduğu öğrenilmiş olur.
Gerçi
her müslümanın her vasfı ve haraketi İslam’a
uygun olması gerekir. Fakat her zaman bunu
karşısındakine gösteremez. Tıpkı
her inançsızın her vasfı ev hareketi
inançsızlığından ileri gelmediği gibi... Bazan
inançsız birinde İslamiyete layık tavır, ve
davranış görebiliriz.
Yine
her günahkarın her vasfı; ille de günah olması
lazım gelmez. Onlar da bazen çok güzel nitelikler
sergileyebilir.
Evet
yazık ki çok zaman, bir müslümanın bazı
hareketleri İslama uygun düşmüyor. Müslğman
olmayanların yaptıkları cinsten olabiliyor. O
halde o müslümandan beklenmeyen bir davranışı,
onun İslamiyetine vermemek lazım.
Bunun
gibi, her inançsızın güzel bir huyunu da, onun
inançsızlığından bilmemek gerek.

İşte
burada evrensel bir hüküm, bize an sağlıklı yolu
gösteriyor: “Huz ma safa . Da’ ma keder.” Yani
“Güzel ve huzur vereni al. Çirkin ve keder vereni
bırak.” Çünkü akıllı olan, bu kuralı yerşne
getirir. Böylece kalb selameti ile yaşar. Şimdi
böyle kimseler müslüman diye, yaptıkları
insanlık dışı hareketleri İslamiyet’e vermek
doğru mu? İslamdan bilmek yakışık alır mı?
İslam’dan saymak mantık işi mi?
Bu,
olsa olsa, hırsızlık yapan öğretmenin, bu
hareketini öğretmenliğe maletmek gibi birşey
olur. Zimmetine para geçiren hukukçunun, bu
hareketi, hukuka mal edilebilir mi? Aynen bunun gibi,
müslümanın İslama yakışmayan eylemini de,
İslam’dan bilmek, o kadar yanlıştır.
Evet,
her müslümanın her yaptığı İslama uygun
olması gerekirken, yazık ki kimi zaman uygun
olmuyor.
Nitekim
kimi hristiyanlar da, bazan İslamın güzel
vasıflarını kişisel olarak uyguluyorlar. Ama ne
müslümanın İslam dışı eylemi, onu İslamdan
çıkarır. Ne de hristiyanın o güzel davranışı
onu İslam eder. Çünkü doğru vey yanlış, her
inanç bir bağlanıştır. Hatalar bağlılığı
bozmaz. Sadece yapanı bundan sorumlu tutar o kadar.
Demek
ki müslümanda görülen İslam dışı vasıfları
asla İslama vermemek gerekir.
Fakat öyle bir
zamandayız ki, zulüm adalet külahını başına
geçirmiş...Adaletin başına da, ne acıdır ki,
zulüm külahı konmuş...Hala da konulmak isteniyor.
Unutmayalım ki
aziz okurlar! İslam başka müslüman
başka...Hatayı müslüman
yapar, İslam değil.
Uygulanmayan kanundan, kanun sorumlu tutulabilir mi?
Öğrenilmeyen ilimden, ilim sorumlu tutulabilir mi?
Trafik kazalarından araçlar sorumlu tutulabilir mi?
Madem ki tutulamaz.
Peki öyleyse, müslümanın hatasından,
yanlışından ve bilgisizliğinden dolayı,
İslamiyeti suçlamak doğru mudur?
İnsaf yahu.....
MUHSİN BOZKURT
Emekli
Öğretim Görevlisi
2001

|